Gecenin Kalbinde



Bir dakikalığına seyre dalsan dışarıdan dünyayı, iliklerine kadar incecik sızan bir soğuk, rahmetin beyaz nurunu haber veriyor. Geceleri yorgundur şehirler. Kabuğuna çekilir bütün insanlar. Öyle ki yananlar gece buluşur. Hele ki beyaz nur varsa bambaşkadır göğün güzelliği. Böylece başlar yirmi beş aralık iki bin sekiz gecesinden uyanış. Sokak lambası daha diktir. Elektirik telleri daha rahat. Yollar ise, üzerinden gececek olan yolcuları sabırla bekler. Heyecanlı bekleyişe gözlerim düşer. Kaldıramaz yer yüzü. Oysa gökten inme değildi-r tüm gerçeğim. Gerçeğim… Bu gece de herkesten vazgeçip O’na kavuşmayı dileyeceğim…

Odanın sıcağı cam kenarı düşlerimle buz keser omuzlarıma. Ensemde hissederken ayazı, tutunmam üşümeye yada yanmaya. Kollarım bağlanır aniden. Bekleyiş kimedir? Yolları süzerim içerimden. Gözlerimden kimler gelir, kimler gider hepsi sus payı bırakır gecenin kalbinde. Kalbe indirilen tüm duâlar hayradır. Şer ile işi olanın hayrdan beklentisi nasıl olsun ki! Bütün yazılar kayıt altında tutulmaz. Kaybolması için konuşulur ve anlıktır akılda kalması. Unutulması için yazılmıştır. Görürlerse ‘yandım’ korkusu yerine, görürlerse ‘yanarlar’ korkusu sarmıştır hiçliğimi. Yine kısacık sandığınız gece, uykularınızda öyle çok uzundur ki rüyalarınızı hatırlayamayışınızdan bile düşünemezsiniz zamanın değerini…

Uyumak. Ne büyük bir nimet. Aramızda öyleleri var ki uykularını da satmıştır varlık pazarlığında. Fedâ edilebilecek en son şey gelir bazılarımıza. Belki sarhoşluktur. Koşuşturmaca arasında yorgunluğun tek sığınağı. Nasıl kandırıldık biz? Gece yarılarına kadar tv seyretmeyi yahut bilgisayar başında oyalanmayı, sabah namazına on dakika kalaya feda ettik değil mi. Yoksa etmedik mi!… Ne kadar çok kandırılmışız meğer. Gördüklerimiz gerçek değilse, doğru olan nerede? Arıyor musun…

O zaman bir ses ulaşır sana içindeeen içinden. Sesi kısılmış, kelimeleri kırpılmış ve inleyen bir ses. “ALLAH de kalbim ALLAH!” Hep bu cümle. Niyet O/c.c./ olduktan sonra bulmamaya ne çare! Görenler erdiler, evliyalıktaki mesele görmekten gelmez mi! Aç perdeni. Ve sıyrıl dünyalıklardan. Gece uzun ve sakin. Seni bekler semâ ehli. İsimlerini anacaklarını bil diye! Dost istersen O/c.c./ -onlar- yeter…!

Ve sabah. Beşte başlar fabrika kapıları açılmaya. Altıda biraz daha heyecanlanır sokaklar. Yedi oldu mu bütün adımlar karışır. Komşunun kızları bile telaştadır. Karşı apartmandaki Muhsin amcanın öksürüklü sesi bütün apartmanı uyandırır. Sigara içmese biraz daha iyi olacaktır ama bir de ona sormalı ekmek davasını. Dört çocuğuna bayram gelince elbise almasını. Yırtık pantolonunu kaçıncı kez yamatmayı… Söz olsun da kısa olsun değil mi. Bize ne kim ne giyerse giysin! Tabii ya! Müslüman kardeşinden en son Peygamber devrinde sorumlu oldu. Ve devir kapandı. Bütün haksızlıklar geri döndü…

Yanlış, ademoğlu! Zamanı elinde tutan Allah’a and olsun ki hesaplar ince. O hesap gününde yüzümüz inşAllah kızarmaya! Allah bizi ettiklerimizden ötürü utandırmaya! Affetmiş olsun ki o yüce merhametiyle, günahlarımız dolanmasın zehirli yılan gibi ayaklarımıza…

Yirmi beş aralık, iki bin sekiz… Ne çok dile getirdik. Fazla kelâm usandırır milleti. Gel o zaman, girdiğimiz kapıdan çıkalım. Çıkalım çıkmasına ya, unutma edeple üç adım geriye…

ES-SELAMU ALEYKUM VE RAHMETULLAH

SEVDE YARDIMCI

VesseLam

Edeble gelen, lütufla gider.. | Ruhu nazarlı kıza bir şeyler bırak :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s