Şairin dilinde sev-mek II


Sevmek diyordu şair. Ve secdelerce işliyordu aşkını. Çünkü kolay söylenilebilinecek olan değildi “seni seviyorum” demek. Hakkını veriyordu sevginin, seni seviyorumlarının…

Dualar yetişiyordu zincirleme sevda sokağına. Ve yıldırımlardan taç yapıyordu gök kendi saçlarına. Rahmet öpüyordu son baharı. Her damlasıyla iniyordu harfler “oku” emriyle. Ve şairi dinlemek düşüyordu kalbe.

Aşk'ça birşeysin SEN

“Lâlliğimi gözlerine dillendiren bir bahar kadar sevda büyüttüyse Rahman, o zaman kaldır kaşını, uyutsun gözlerin sancılarımı…

Gelmenin ayaklarına prangalar takmışlar. Senin gitmelerine kendimi zincirlesem yine de gider misin? Fetihlerden çıkıp gelişin, beni hangi savaşa hazırladığını bilişimeydi! Varlığınla doyuramayacak olursan yokluğunu, ayrılığın dilini keselim n’olur! Ve gidecek olursan bir gün, ardında bir bahar bırakma sensiz!

Seviyorumlarımı biriktiriyorum!
Geleceğin güne ve sana!
Sevdamı alnıma dayarım, uzun rüyalara, uyanmamak üzere dalarım…” 

Allah rahmet eylesin

12:08 02/12/2008

SEVDE YARDIMCI

Reklamlar

2 thoughts on “Şairin dilinde sev-mek II

  1. Gül ki, yanaklarında varlığın tazeliği al aldır; sanki yokluktan varlığa geçişiyle hâlâ heyecanlıdır, sanki ummadığı bir hayatı kazandığına utanmaktadır.

    Gül ki, inceliği ve zerafetiyle, tazeliği ve yeniliğiyle, her an yoktan var edilme titrekliğine tanıktır.

    Gül ki, sanki varlığına her dem sevinmekte, sanki karşılıksız gördüğü iyilikle mahcup olmakta, iste(ye)meden edindiği güzelliğe teşekkür için telaştadır.

    Gül ki, görene her an yenidir, ilk defa var edilmiş gibi sürprizdir.

    Gül ki, ilk defa görünüyormuş gibi gelir göze, şaşırtır, sevindirir, sevdirir.

    Gül ki, alıştığımız varlığımıza alışılmadık bir sevinç ekler, kanıksadığımız yaşayışımıza beklenmedik bir coşku katar, olağan sandığımız insanlığımıza olağanüstü bir övgü sunar.

    Gül ki, var olma alışkanlığımızı yıkan bir oyun-bozan, yaşama sükûnetimizi dağıtan yağmur-boran, insan olma bıkkınlığımızı bozan sürpriz-armağandır.

    Varlığımız, o nazenin gül kadar titrektir; her an yenilenir.

    Hayatımız, o incecik gül yanağı gibi tazeciktir; her dem yeniden yeniye verilir.

    İnsanlığımız, o latif gül kokusu gibi biriciktir; her an tenimizde misafirdir.

    Öyleyse, bizi her an Var edene sonsuz minnettarlık içinde olmamız, her nefeste O’na teşekkürler sunmamız gerekir.

    O (sav) gül tazeliğindeki ihyayı, gül titrekliğindeki varlığı her an farkedendir.

    O (sav) gül yanağındaki kızıllık gibi, kendisine lâyık görülenler nedeniyle her an haya içindedir.

    O (sav) işte bu yüzden “Muhammed”dir; içimizde en çok hamd edendir; kendisine verilene en çok teşekkür edendir.

    O (sav) işte bu yüzden “Muhammed” ismini en çok hak edendir; hayreti ve minnettarlığı en heyecanlı, övgü ve senası en coşkulu olandır.

    Öyle ki O (sav) varlığıyla baştan ayağa hayrettir, şükrandır.

    Öyle ki O (sav) haliyle ve kavliyle ete kemiğe bürünmüş övgüdür, hamddir.

    “Yaratıcısını en çok öven ve bu övgüsüyle de en çok övülen” Muhammed”(sav)dir.

    Ne ölçüde kendi varlığımıza şaşırıyor ve Yaradanımıza minnettarlığımızı ifade ediyorsak, o ölçüde hem Gül’e hem Muhammed (sav)’e benzeriz.
    Senai Demirci

    ALLAH ALLAH ALLAH

Edeble gelen, lütufla gider.. | Ruhu nazarlı kıza bir şeyler bırak :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s