Birazzaman ve Sonra


 birazzaman ve sonra

Birazzaman ve sonra eksik notalar olmayacak hıçkıran nağmelerin içindeki sesimde. Çınar ağacının gölgesine yenilecek adımlarımı toparlayıp, fıratın üzerine salacağım bildiğim tüm romanlardaki kahraman kimliğimi. Sırıtan resimlere inat hüzünlerimi yolacağım duvarları yalan olan şehirlerden. Yara azdırıcı yeminlerle delirteceğim aklımı anneme verdiğim sözümle…
 
Güleceğim sonra bir deliyi uyutacağım asırlık süren güzellik uykularına. Prenses gelmeyecek, ellerindeki karanfillerle, soğuyan bedenimi öpecek dudaklarından çıkacak dualar. Acılarımı hatıra sayıp gönlüne sığdıracaksın birazzaman ve sonra. Şımarıklığıma verip güleceksin masumiyetine inandığın tüm yanlarınla ve noktanın sonunda eksikliğimi yalayacak hüzün, adıma sondan başladığında…
 
Ellerine yazılan kederden ahiri suskular sabret, gelmeyecek bahar müjdecisi çiçeklerin taçlarına yak kınalarını. Birazzaman ve sonra şüpheli hırkası giydirilirken sana, delirememiş yanımla bembeyaz masallara kurtaracağım seni. Ah akıntılarımda kanayarak su iç, yüzümü döktüğüm aşk helaldir uzanamadığın hayatıma geldiğin yolda…
 
Birazzaman ve sonra kucaklayıp bağrıma basacağım yorgun alfabemdeki adını. Gülümseyişlerine odanın soğukluğu çarptığında albümde hiç olmayan ânımı gösterecekler. Korkma! Birazzaman ve sonra sen de geleceksin, kır çiçeklerinin ismini haykırarak bana koştukları zamanda. İçimden körpecik ah’lar koparılırken annemin feryadıyla irkileceğim uykumdan. Haşra ertelemeye zorluyorum ıstıraplı dualarını. Yum gözlerini, kulaç atamıyorum kutsanmışlığının dalgalarında…
 
Takâtimin yar’a’lar içinde ağlamasına dayanamazsın sen. Bu yüzden kahr-ı baharı yıllardır çekiyor ülkem. Birazzaman ve sonra perdesi kalkacak hayata mahmur renkleriyle tebessüm saçan karanlıkların. Aşkın hâlveti, binlerce şehadete değer de yağmur yüzlü çocukların sesine bir cemre düşürmez mi. Sakındığım bahçelere ismini yankı yankı vurma. Çünkü; . . .
 
Ne zaman küle döner bu yalnızlık, bedelini ödemekten canı çıkıyor beyzademin. Birazzaman ve sonra ismailin kanı düşecek toprağa. Cebraili kanadından vuran, aşkından alacak canını Azrailin. Sen uzakistanlara sığınma, zaman gelir, gök düşer sancılarına. Kalbimin hücrelerinde şehitlerin döktüğü gül yollarında adın varken, sandığa kaldırılmış zamane hükmünü giydirme bana…
 
Necid çölleri ne vakit yağmura kavuşma ümidini kestiyse, yüreğimdeki kerbelâda aşkların celladı yezidi ağlatır. Birazzaman ve sonra üşüyecek yangınlara alev satan kıvılcımlar. Buradan geçmeye utansa da kahkahalar sen öylece kal. Çünkü aşk birazzaman ve sonra çocuklarımıza besmeleyi öğretecek…
 
11:33 25-11-2009

SEVDE YARDIMCI

 

Reklamlar

Edeble gelen, lütufla gider.. | Ruhu nazarlı kıza bir şeyler bırak :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s