Sanki yankın benim…


NEDEN
Alınamaz!

Hafifinden aldırıyorum hüzünkâr susuşuna, toprak kokuyor yeniden acıya bulanmış sokaklarına asi adımları geri atışıma. Öksüzlerin dilinden düşmüyorsun masalsı yanınca. Kahramansızlığımı isimsizleştiriyorum siluetine uzakta. Boğuyorum sözcüklerinin baş harfini uykularıma kaçan yalnızlık kâbusuyla. Gözlerimin ateş olup dokunduğu yerden, ruhunu esirgiyorum seyrimden…

Seyreden zamanın yıpranmışlığına bağrımdan söktüğüm ah’ları dikiyorum. Hani sorgulamaya dilin varmadan yüreğin cevap isterdi ya yığılıp güçsüz kalışıma sebep aradığında,  ürkütmesinden korkardım kansız kalışımın…

İnle ki, uzuvlarıma sızdırılmış canlarla bir yası tutuşmasın ellerin. Korkusundasın, geleceğime leylâlık bırakmasından Rahman’ın. Sana görmeyi unutturan tüm eylemlerde mecnunun aşk izine rastladım hep. İklimler taşımaktan yoruldu hasretini, ben doğmadan önce taşımıştım alnımda ismini…

Belkisindesin, o halde kısacık ömürce bu ağrıyı gizlemek haddindir.

“Allah’ın aşkına! Yusufluğun kaçıncı sayfasını yaşamaktasın züleyhâsız…”

Parçalanan yangınların doğurgan güzü, ilk defaya perişan etmiyor yağmurları. Çılgınlığıma ver şaşkınlığın muhammedi sevdasını gönlümün. Aklının gel-gitlerine tebessümüm dokunur deliliklerine şahitken. Ve olmamışları olduran fakir bir duadır yarınları bir eden…

Kalbimin göğüne adını yazdım. Yanınca hasretten gözlerim, üşüdü kalem, titredi ellerim. Gönül dergâhım yashâneye dönmeden, âlemleri devir ve gel! Beyaz bir yangın bu, cehennemin adını yakan. Belki de renksiz yağmurların coşup, himayesini Allah’tan aldığı bir kutsi…

Gizli bir ilimsin, okunması yalnız bana bahşedilen. Eski Mısır’ın yazı duvarıyım oysaki ben. En güzel cümleleri seçip kitabından bana giydiriyorsun…

Ne vakit parmaklarımı yorgun harflere uzatsam, geçmişin artıkları bulaşıyor zaman zaman. Bu defa kalbinden yakalıyorum beyaz nuru. Silkelenmiş bir bakışla huzur ekip, merhabasıyla süslüyorsun aşkı… 

Harabelerin sancısıydı ya adı bilemediğimiz sınırlarla gîf dedirten, öfkemiz ilâhi acıların ağırlığına set kurup ağlatırdı bizi. İmkân kapılarında yetim kalan yarınlara kırgındır ifadelerimiz. İçimizdeki kanlı umudu besleyecek bir bahar var hâlâ. Ömür gebe kalırsa sensizliğe, sözüm var, doğmayacağım!..

Gülümsemelerin çalınsa da İsmail yürekliliğine haktır kurban edilişim. Hangi sürgün böylesine isyânsız kabul edilebilir ki. Edebindendir göğe uskût kesiliş, haydi tut güneşi peygamberden emanet hüznünle. Yak beni isimsiz çocukların annesi adına…

Bekle beni.. Seni beklediğim gibi..

Muhammed’in düğünü cennettedir..

Bil ki cennet, sadece vesiledir..

Arzım ve arşım üzerine ant olsun,

Sözüm namusum gibi temizdir!…

23/temmuz/2009

19/eylül/2009

1/kasım/2009

SEVDE YARDIMCI

/İzinsiz bir harfin bile yayınlanması kul hakkına delildir. Anlayışınıza teşekkürler/

Edeble gelen, lütufla gider.. | Ruhu nazarlı kıza bir şeyler bırak :)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s