Bir akşam üzeri
Bir akşam üstü kederlerini bırak bana.
Çıldırmış olmalıyım elime değen ne varsa ateşin karşısında erimiş gibi yok olmalı..
Gizleyebildiğim kadar sevdiğimi, soğuk duvarları gölgeme katıp yürümeliyim..
Erkekçe diyerek en katı duygularımla ağlamamalıyım..
Bir akşam üstü sadece..
Sonra çekip gitmelisin, nasıl gelmişsen, ürkütmeden defetmelisin kendini..
Lanet olası gidişlerin hürmetine kapı çerçevelerine yaslanıp öyle sitemsiz seyretmeliyim seni..
Erkekçe deyip bastırdığım tüm duygularımı sana olan en ağır küfrümle dillendirmeliyim..
Hatta ardından el sallamalıyım..
Bir akşam üstü..
Ansızın gitmelisin..
Bulaştırmadan sevecenliğini ve yüce yargılarını omuzlarımdan aşağı itmeden..
Kahrolasıca hastalığın pençesine düşmeden..
Ölümümü beklemeden gitmemeliydin..
Bir akşam..
Annesini bile unutmuş bu adamı öylece yenmemeliydin..
Son bir iddiaya tutuşup, karanlığı ilk defa korktuğum azapla çığırından çıkma hayallerimi/senli ortalara saçmamalıydın..
Bir..
Kalbini bir de gülüşü sen olan kızımızı bana emanet ederek gitmemeliydin..
İhanet saydım..
Ellerini sigara tabağımda unutuşunu hatırlayıp, kendimi yok saydım..
Gitmemeliydin..
“Seni seviyorum” diyerek hiç gitmemeliydin..
..
Bir akşam üstü nasıl geldiysen hayatıma, öylece bir hastane odasında gitmemeliydin..
sevde yardımcı – bir akşam üzeri
15 ocak 2012
Kısa Ağrı
Kelimelere isyandır bu halin.. Nazarhanenin kapısı kırılmış hayrola, ümitlerin kırbaç yemiş kadar suskunsun? Şarkımızı mı unutturdular sana söyle, saklanmadık acın kalmasın bende! Çalınmış bütün gibi eksiğim kızıl öfke nöbetin dumanlara da küfür saçıyor. Ağla Rosa.. Babandan kalan yetim bir sıfattı bu acımasızca.. İsraf ettik harkulade gülücüklerimizi, oysa bir tutuşmaydı kavrulduğumuz tekil sancı. Demek ki yetmek zaafını kaybettik, artmadan, saçıldık..
Görmezden gelmeliyiz sonrasını, ne senin titrek ellerin tutar bu sigarayı ne sancılı dudaklarıma değer duhan. Rüyalarıma buyur rosa. Belki nazarhanen huzur bulur.. Belki ruhum ruhuna tutulur.. Ağla rosa.. Benimde yaşım kalmasın sancılarında..
Sevde yardımcı – Kısa Ağrı |21-04-12
Biri bunları anlatmalıydı
Fırtınanın ötesi kasırgadır aslında. Başlayan herşey biter gibi biraz. Öğrenmek dilinde olsa da yaşanmamış bir tecrübe için kutsaldır firari acı. Kasırganın artıklarıyla terk edersin kendini, çoğu masaldan öğrenmişsindir mutluluğun başlangıcını. Oysa sana acıyı anlatan olmamıştır, bu sebep kalbini oyalar bir süre.. Toparlanmak olur adı, uzun bir iklimdir kış..
Gül sanatı nedir duydun mu hiç? Kıymeti az bilinir. Her solgun mevsimde dökülmezse tohumları saçar mı yeni bir baharda o rahiya kokuları? Gül fedakardır bir o kadar asil. Hoyrat ellerin içinde kaybolur belki fakat solgun yaprak olarak sandıkta bakidir yeri.
Şimdi kışı taze tüketmişken, acının son kuyusundan çıkmışken, unutma! Taşıdığı acı, sevgisi kadar asildir insanın..
Gül kadar olmasını bil.. Sonun mutlak bir sandık aralığı, mushaf sırrı, oyalı mendil kokusu biraz da hüzün olmalı..
Sevde YARDIMCI | Biri bunları anlatmalıydı
31/03/2012
Himmetike Sultanimin..
Burcumdur kaybetmek; ellerimdir yokluk denizi..
Aklanan günün ardına sığınmaktır muradım, tövbesini bozana gel diyenin eşiğinde durmaktır.. Işık almak benim harcım olacaksa, azığım inancım olsun Sultanım..
Kederlen hatırıma, kibir taşlarını yık adıma, çalınmış gözlerime nazar buyur; ölümü teslim al, ikrahtan çıkar beni seyyahlar iklimin ebyad katmanlarına.. Kıtmirliğimize geçir tasmamızı, nefs dediğim iblisse şerrimden çarp beni aşkul azam muhakemelerinde..
Leyli firardalara kaçarsam hiramın taşlarında yosun tutayım, el verdiğin yerden himmeti esirgeme.. Kalp alemidir mutlak sınav hayırhah zamanlarımdır eyvAlllah. Çilehaneye düşkün gerekse; dergahın evim, elin servetim, benliğin huzurumdur.. Kabul buyur huzuru makamına bu zayi harabeyi..
Bir selam arz ederim, şöyle ardına dönüp baksan lâl kesilirim. Garibin isteği bu ya, o cennet bahçene bu dikeni de kabul buyur Sultanım..
Sevde YARDIMCI | Gavs-ı Sani ks hzlerine..
Himmet Efendim..
2012/02
Zilzal..
Bana öyle bakma, kendimi intihar edesim geliyor r o s a..
Kimleri gördüm bu koca dünyada, gülüp geçtim/bazen ağladım.. Aldanmışlığıma kızgınım ya, benim bahçemin gülleri hep kırıktı rosa.. “Nasıl olsa öleceğiz” dedi biri “unut gitsin”. Çehremi gördüğümde siluetlerini toplayınca mı küfür ediyor kalbim?
Allah nazar etsin yazmayacağım!..
Acıyla kal rosa..
Gecenin Kalbinde

Bir dakikalığına seyre dalsan dışarıdan dünyayı, iliklerine kadar incecik sızan bir soğuk, rahmetin beyaz nurunu haber veriyor. Geceleri yorgundur şehirler. Kabuğuna çekilir bütün insanlar. Öyle ki yananlar gece buluşur. Hele ki beyaz nur varsa bambaşkadır göğün güzelliği. Böylece başlar yirmi beş aralık iki bin sekiz gecesinden uyanış. Sokak lambası daha diktir. Elektirik telleri daha rahat. Yollar ise, üzerinden gececek olan yolcuları sabırla bekler. Heyecanlı bekleyişe gözlerim düşer. Kaldıramaz yer yüzü. Oysa gökten inme değildi-r tüm gerçeğim. Gerçeğim… Bu gece de herkesten vazgeçip O’na kavuşmayı dileyeceğim…
Odanın sıcağı cam kenarı düşlerimle buz keser omuzlarıma. Ensemde hissederken ayazı, tutunmam üşümeye yada yanmaya. Kollarım bağlanır aniden. Bekleyiş kimedir? Yolları süzerim içerimden. Gözlerimden kimler gelir, kimler gider hepsi sus payı bırakır gecenin kalbinde. Kalbe indirilen tüm duâlar hayradır. Şer ile işi olanın hayrdan beklentisi nasıl olsun ki! Bütün yazılar kayıt altında tutulmaz. Kaybolması için konuşulur ve anlıktır akılda kalması. Unutulması için yazılmıştır. Görürlerse ‘yandım’ korkusu yerine, görürlerse ‘yanarlar’ korkusu sarmıştır hiçliğimi. Yine kısacık sandığınız gece, uykularınızda öyle çok uzundur ki rüyalarınızı hatırlayamayışınızdan bile düşünemezsiniz zamanın değerini…
Uyumak. Ne büyük bir nimet. Aramızda öyleleri var ki uykularını da satmıştır varlık pazarlığında. Fedâ edilebilecek en son şey gelir bazılarımıza. Belki sarhoşluktur. Koşuşturmaca arasında yorgunluğun tek sığınağı. Nasıl kandırıldık biz? Gece yarılarına kadar tv seyretmeyi yahut bilgisayar başında oyalanmayı, sabah namazına on dakika kalaya feda ettik değil mi. Yoksa etmedik mi!… Ne kadar çok kandırılmışız meğer. Gördüklerimiz gerçek değilse, doğru olan nerede? Arıyor musun…
O zaman bir ses ulaşır sana içindeeen içinden. Sesi kısılmış, kelimeleri kırpılmış ve inleyen bir ses. “ALLAH de kalbim ALLAH!” Hep bu cümle. Niyet O/c.c./ olduktan sonra bulmamaya ne çare! Görenler erdiler, evliyalıktaki mesele görmekten gelmez mi! Aç perdeni. Ve sıyrıl dünyalıklardan. Gece uzun ve sakin. Seni bekler semâ ehli. İsimlerini anacaklarını bil diye! Dost istersen O/c.c./ -onlar- yeter…!
Ve sabah. Beşte başlar fabrika kapıları açılmaya. Altıda biraz daha heyecanlanır sokaklar. Yedi oldu mu bütün adımlar karışır. Komşunun kızları bile telaştadır. Karşı apartmandaki Muhsin amcanın öksürüklü sesi bütün apartmanı uyandırır. Sigara içmese biraz daha iyi olacaktır ama bir de ona sormalı ekmek davasını. Dört çocuğuna bayram gelince elbise almasını. Yırtık pantolonunu kaçıncı kez yamatmayı… Söz olsun da kısa olsun değil mi. Bize ne kim ne giyerse giysin! Tabii ya! Müslüman kardeşinden en son Peygamber devrinde sorumlu oldu. Ve devir kapandı. Bütün haksızlıklar geri döndü…
Yanlış, ademoğlu! Zamanı elinde tutan Allah’a and olsun ki hesaplar ince. O hesap gününde yüzümüz inşAllah kızarmaya! Allah bizi ettiklerimizden ötürü utandırmaya! Affetmiş olsun ki o yüce merhametiyle, günahlarımız dolanmasın zehirli yılan gibi ayaklarımıza…
Yirmi beş aralık, iki bin sekiz… Ne çok dile getirdik. Fazla kelâm usandırır milleti. Gel o zaman, girdiğimiz kapıdan çıkalım. Çıkalım çıkmasına ya, unutma edeple üç adım geriye…
ES-SELAMU ALEYKUM VE RAHMETULLAH
SEVDE YARDIMCI
VesseLam
Çatlamış Duvarlar

Kaybetmenin adı bu olmalıydı. Kör saatlerin uyuduğu zamandı. Annem bana hiç sarılamazdı. Gözlerime deymekten korkan bir yanım/yarım vardı. Titrerdi saçlarım. Sukut mühürlerini kıran dilim öylesine lâl kesilmişti.
Aç olana kapıyı açlıktan geçenler açardı ardına dek. Yuttuğun sözler haram değildi yâr. Çünkü ben helâlimsin diye içtim seni kana kana/kanaya kanaya. Hani gülmezdi güze dönünce yüzün? Üzülmüş müydün, ya da görmeden gitmiş miydi hüzün…
Küflenmiş sevgini ne diye aç olan acıma sundun! Bilmiyordun oysa yarâlardan, göçüklerden, gâzi çıktığımı. Ömür kışlasında hayatının nöbetçisiydim. İstesen kapına gelmeden giderdim. İstemedin gel-me dedin! Ve ben yine depremlerin fay hattına giriyorum. Dizildi uçurum boyunda boğazıma sevdalar. Sen gidiyordun…
Tam kıvamını tutturamadım işte! Oysa eskilerimi giyecektim. Anneme söylemeyin, bayrammış gibi süslendiğimi! Kirası ödenir elbet her kalışın. Sen ruhumu satılığa çıkardın! Kaybetmek için sevmiştim yine. Yenilgilerim kazanamayacağımı bildiği halde sevdirdi. Aşk bu değildi ki…
Hayallerim yoktu benim. Umutlarıma kırgın da olsam düşünce ikliminde haykırışlarım kendimeydi benim. Ve çıplaktı bütün acılarım, seni giyinmeden evvel. Hüznümün baş tacı olmamalıydın. Galibiyetini kutlarım! Kazandın. Ve ben yine kaybettim. Kız kardeşimin adına hırçındı yaşamın. Bilirdin benim acımasız yanımın olmadığını.
Sevmek, âşıkları mecnun eden olmalıydı. Ardında sürümemeliydin mahkûm ruhumca.
Kirli kalbini çek hadi içimden. Anneme sarılmak istiyorum! Ve kimse “sen” varsın diye düşmüyor dilime. Parmaklarından sök artık nikâhımızı. Sen hak etmiyorsun çocuklarımın annesi olmayı! Meleklerimin hüznüne de düştün ya, seni ömrümden nasıl silerim. Hasretini kahpeliğin kolyesi yapar da yollarım selamsızca.
Dudaklarına deymemiş hiç adım. İçinde sana dair bir şey varsa, dudaklarımın arasına götürüyorum bir sigara daha. Özlemin alçak bir düşman. İçimi kemiren, sevmemiş olman değil. En âdi hayallerimde sana yer var şimdi…
Sonbaharları sevdiğimi bilirdi babam. Mecnun yanımdan sana dürülü acılar süzülüyor adınca! Dökülen her damlaya adını vermedim. Sen toprağın bağrına nasiplice düşen kadar şerefli değilsin! Omuzlarımdan silkeleyerek ilerliyorum sonbahar yolunda.
Sen saçlarımdan dökülüyorsun sadece. Yanmamış bir sigara kadar dirisin gözlerimde. Ayaklarımla ezemiyorum bir türlü. Her defasında tekrardan âşık oluyorum!..
K A H R E T S İ N !
Göçüklerin altındayım. İmdatlarımı duyarsan sakın yardıma koşma. Nefesin kadar yakınına geldiğimi bilsen de, cehennemin kadar uzağım. Girdaplarına düştüğüm ve beni yuttuğun kadarım. İnsafsız gecelerin dolunay yalnızlığında, sen yarımın krizini bekliyorum.
Ölüm hoş gelir yenilgilerden sonra. Son bir nefeslikte olsa, ölümü kazanmak adına seni terk ediyorum. Hayatım sevdaya düşecek kadar yandı. Sen gözlerimdeki alev kadar yanamadın. Şimdi bütün acılarını cehennemine ısmarlıyorum! Ömrümün kırılgan yarısına lanetin gelmiş olsa da, bitiriyorum!
Müptela olduğum her güzelliğe ve sevdiğime /yani sana/ aşk dokunmasın!
13:59 26-08-2008
SEVDE YARDIMCI
Dünyanın en adamı
O gün herkes kendilerine dair kısa bir yazı veya sözle diğerleriyle daha sıkı bağ oluşturabilecek önemli görüşmeleri adları okunduğunda kürsüye çıkıp dillendireceklerdi..
O’na gelene kadar herşey iyi gibi görünüyordu.
İsmi okundu. Ağır adımlarla kürsüye ilerledi, cümlesine başlamadan önce her kişinin yüzüne iki defa sırayla bakıp kendini toparladı. Ve cümlesini tamamlayıp kapıya yöneldiğinde kimse onun ayrıldığını fark etmemişti bile, sözlerinin manasını çözmeye çalışarak..
“ben dünyanın en kırgın adamıyım”
-sonrası olacak mıydı?
sevde yardımcı
10 ocak 2012
Oy
Ahın hiç mi bitmez güzelim.. Yüzünü gün özledi..
Ağlar yusuf sedeften dökülür taş..
Bağrımızı yakıp geçen de gördük harabımızı..
Dediler el yüreği ağırdır taşıtmazlar ay güzeli..
De, kim huzur bulmuş uzaklarda..
Ta iranlara yol mu düşermiş ah-uzarım..
Ta yusufu öksüz mü bırakırmış..
Helal olsun can sana.. Can değil miydi yusuf sana..
Oldu yusuf yolunda hasta, döktüğü yaşla kaldı..
De get zalım.. De get yalanım.. de get halım sormayanım..
sy
Eksik Sayfa
Sökülmüş kader defteri ahuların ve necid çölü seraplarının kavuştuğu yerde. Oysa asırlarca dualarımdaydın Sevgili.. Çalınmış bir bedduadır bu! Kahrını annemin öksüz kızının ödediği.. Ve arsız bahanelerden örülmüş yalın bir hikayedir hepsi.
Kır heybetimi ! Sözümün ekberliği sende kalsın.. Yak beni yak kendini Sevgili..
Ah’ım üzre.. Vesselam..
-s e v d e y a r d ı m c ı-
24 Eylül 2011
okunmuş mektuptur yırtmayınız komutanım !
Bana lanet okuma yağmur.. Ben haçlı seferinden dönmüş yarım bir cahil..
Cihat demedim.. Yarım bir adamın at öyküsü.. Türk demedim.. Soyu kaf dağını görmemiş..
Ben yağmur; kimim biliyor musun?.. Evet. (biliyorsun) Ama ben bilmiyorum.. Bundan sonrasını sildim gitti.. Sen de bilme yağmur sen de bilme!!!
Küfrüm, ne yap boza ne, boynu bükük karanfile ne, asaletini yitirmiş kadına ne, “ne olduğunu anlayamayana” ne de kırgınlığa..
Küfrüm yok benim yağmur..
Sancım kudurmuş köpeklerin salyalarının sıcaklığına rest çeker.. Benim yalnızlığım kobra yılanının zehrince..
Kaçıncı eksenindesin dünyanın bilmem ama yarım adaları keşfe çıktım vahşi sıfatımla. Korkma! Kendi kendini sokan tek bir hayvan var. Akreplerin derdi bu kadar..
Ünlemlerin ardındaki SIR, kusurunu saklamasıyla meşhur mısır kuşlarının ya da korkulukların keyif dostu…
Efedaşım, anka kuşu değil yağmur..
Ben sümüklü çocukların temiz mendilli olmayanlarındanım. Bir yanım anadolunun cesaret yumruğu bir yanım yenilmişlerin kuyusu.
Benim türbedarım yok yağmur. Benim sahnem, çocukluğum, gençliğim, ilim dergahlarında geçmedi..
Dedim ya, bir tarafımda hane-i cehalet, bir yanımda adab-ı vahşet!
Bu zelzele binlerce fitneyi örtmezse kör gözlerimi çal toprağa..
Bilene söyleme, derdim sanmasın.. Duyana izin ver, canım başına toplansın.. Vur hançeri kahpeliğiyle ünlü şövalye!
Hırsımdan kırılmasın bulutlar, neymiş bu efkarım, çekmesin çocuklarım doğmaksızın sancılarımı..
Yağmur..
h
o
ş
ç
a
k
a
l
DOSTUM..
Sy
Dervişane
Dilenciydim.
Rahmet kapısında üşüdüğüm gecelerde ısıtan, parmaklarımın ucundaki yalvarış sızılarıydı. Yürek ateşlenmemişti. Ateşlenip de alev alev bitmemişti…
Kabul edilen acının ardından gelsindi artık hüzünler. Öyle ki mutluluk yamalı bir işlikti yusufun kanlı gömleğinde. Utansındı yağmurlar. Ağlattığı için gözlerimden kendilerini…
Ağıdına yer yoktu gök hanesinde isimsizliğin/m. İsmi olmayanın aşkı olurdu. Aşkın varsa başkaydın! Bambaşka…
Çilenin dudaklarından geçmediyse aşkın, ne önemi vardı ki yaşamanın. Yaşayıp da yandığını sanmanın… Biraz daha yanmak adına yaşadığını/mı var sayma! Yaşamak başkadır başka!…
Ölümün ciltlerce yazıldığı kitaplardan çıkarmalısın adını/mı. Adın/m, ölüme layık değil. Kanadın kırıksa eğer ve sen de cehennem gülüysen neyine gerek yanmak!… Yanıp da aşk olmak… Bil ki, cehennem gülleri cennette açmaz. Sen dirilişi de cehennemden bil. Kırptığın onca sözün hatırına aşkı da kirletme. Kendini kendinden edip de iblise oyuncak eyleme!
Artık ölüydü-m. Karmaşık mevsimlerin saçlarından tutup süzülürdü-m. “Yanlış ellerdesin!” İşte bir sin krizi! Yürek vicdan sızıyor. Gel de inleme! Gel de kalp ağrısı olma! Yaşamak senin neyine!… Aşamadıysan iblisin çengellerini, meleklere özenmek ne haddine!…
Artık kefenlenmeliydi-m, gömmeliydiler! Tövbelerin gözleri isyanda. Ruhsuz bedenimi gören bütün acılar firarda. Uyan Ey! Aşk var kapıda..! Garip bir dilencinin doğum rüyası/duası geliyordu-m. Ve en çaresiz olduğu anda “Hayy” olanın adıyla diriliyordu-m…
“Cehennem gülleri çiçek açmaz, diken doğurur!” diyorum, gözlerini açıyor ferahlık! “Hoş geldin aşka. Hoş geldin aşk olmaya.” Kahr oluyordu-m. “Biz aşk olamayız! İçimde öylesine bir sevda yok yaşanılası lazım!” “Sen bambaşka geldin! Allah’ın aşkını / hediyesini nasıl çevirirsin!” Gayri bir edep düştü alnına/ma. Utan Ey!… Düştü başım secdeye. Sözler O’na tapmanın, O’nda var olmanın ve yine O’nda yok olmanın bilincinde. “Ben aşkı terk etmeye geldim!” Eyvah! Bu nasıl bir aldanış. Bu nasıl bir edepsizlik! Nasıl bir utanmazlık! Yüzsüz! Utan!…
“Dokunmayın!” emri. “O aşka böyle geliyor derviş derviş. Yana yana, tükenerek.” Ve bütün isyan ateşleri bedenin/m/den çekiyor kendini. Ruhunu/mu yaratan aşk ekleyerek veriyor. “Yan aşka. Çünkü sen yanarak yok olacaksın! Kaybol aşkta. Çünkü sen Hayy isminde kaybolarak var olacaksın!”
Hayy dervişim Hayy!..
12:30 09-10-2008
*
SEVDE YARDIMCI
bitti
koskoca kayıplar var içimizde.. masalımız parça-pinçik mutluluk dolu. ecicik bi hayal görsek salıverileceğiz sahiline.. ama bitti |yalan bitti|sazım|sözüm|eşim|yarim|dostum|yoldaşım|evim|derdim|oğlum|sigaram gibi bitti..
bitti diyorum.. bi çakmak ateşin önüne, ver dumanı.. Usta patlatmaya alışkın şamarın. şamar bitti|usta bitti|iş bitti|aş bitti..
sağ elimizin yüzük parmağı|biri nişan biri söz olma adayı|cemaatsiz düğün alayı|bitti diyorum.. bitti|
kendine “ben”lik arıyor.. tahta-toprak-elleri s/arıyor.. Nâaşı taa memleket garından kalkıyor|bitti diyorum.. bitti|
bir fatiha üç ihlas|kusur görülürse bu yâs|alsın adını sağımdan solumdan, çalsın toprağa ve’nnas..|
bitti.
ALİ KIZI : S e v d e YARDIMCI
12:58 15 OCAK 2011
http://www.youtube.com/watch?v=nlHqkiJnzbA .
O bir “inci” | S E V D A S Ö Z L Ü |
Sanırım a n n e m’den s o n r a . .
Onu ne zamandır tanıyorum bilmiyorum ama zihnimin en çocuk yanında, “kara kız” tipinde bir peri bulunuyordu. Farkettiğim en kısa zamandı ki, sevilmek eylemlerinin protesto edilip, kana bulanan onca terör eyleminde haksız yere zihinlerin mapushanesinde yatan şeydi sevgi/si..
Ona bakanlar, sıratın bir ucunda, arafta kalmışların acısını yudumluyordu sanki..
annemden sonra ilk insan..
ilk inci..
o bir inci..
Kirpiği değse nazargah ile, kalbi duasıza yedi celladın, yedi kılıcından daha kesik bırakır / Allah m u h a f a z a…
s
o
n
ra..
Zamanın, kaç sancılı döneminin fay hattını taşımışsa da içinde, kimse bilmezdi cam parçalarıyla oluşan hüzün dünyasını.. O inci kara bir sevda’ydı.. Annemin ilk sancısıydı belki fakat, saatin dans ettiği ve güldürebildiği hatta üz
ebildiği sürecinde, temelimize atılmaya çalışan depremlere en güzel DAYAN TEMELİYDİ.. O bir sevda’ydı..
annem’de sonra..
Büyümek zor zanâat. Kara kız’la aynı yolu yürümek.. Aramızda belki uçurumlar kadar edep var olsa da, onun bir pabucundan giymek, uyku saatinde, aynı yastığa herşeye rağmen baş koymak, elden tutmak.. ‘bir el tut ki, o da seni tutsun’ diyen mübareğin sözlerine hürmetle, sağ eli sol göğsüm üstüne bir ayet-el kürsi bırakıyor..
sanırım peri kızı, masal kitabımda hep var olmayacak.. korkmak, hem de tityerek.. ve yatağını ıslatmış bir çocuğun yaşına her bastığında aldığı en ağır sınav ay-rı-lık oluşu.. korkmak ve bunu unutmaya çalışmak en güzel çocukluk aslında..
ama biliyorum bir gün, ben de masal olacağım..
bilmiyor kara kız bunları yazdığımı, okusa, ah bir okusa!.. gülerdi yine hüzün penceresinden aşikar bir dua ile bakıp..
herşeyden sonra..
tren geldi.. gitmek düşüyor peri kızı.. sen ve ben.. ayrılık olmamak suretiyle, masalımızı beraber bitirmek niyetiyle, gel kız buraya!..
Canım Ablam.. Sevda Sözlü.. Sevcan Y!!!!
Yüreğim; Sağ Elinin Ayet’el Kürsi’sini bekler..
sen bir incisin peri kızı.. birincisin.. sin.. in.. n.. .. .
Sevde YARDIMCI 19:19 21/12/2010
http://sevdasozlu.wordpress.com/
K a s ı m 2010 “20 yaşım”
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
11 kasım
Sen gündüz gölgesinin sarı ışıkları altında bekle beni. Mapushane kapısının soluna düşen sokakta, yağmurun ateş damladığı, kırgın hasenelerden tartıp karşıla beni. Evlerin dört bir yanını fahişeler dişlemiş olsa da, kaç kudurgun köpeği besler hane halkı bilmem ama, sen ümidi kırmadan kundaklar da vuslatımı koşarım sana…
Islak değilim, üzerimde Kitab-ul Hakk’ın teri soğumadı sadece. Asvalt yol kokmaz ya, adımlarım ardında geliş bileti ayırma. Küften bir adamım ve ben sana vardığımla kalacağım.. İsterim ateş yağdığında gel/sen toprağıma SEN damlasın. Tahâların ve Yâsinlerin hürmetine…
16 kasım
Birileri doğum günümü kutlayıp bayram sayıyor, birileri ölüm yıldönümüm adına kan içiyor. Oysa anneme hep demiştim sıfır gözlerle bakarken/doğarken “isyansızdım”, ve ‘doğum bir cinnet hâliydi sende’. Hele ki cuma öğlesi doğanlar için “katliam” vasfına tasma olmak ne korkunç. Kasım ateş damlası..
Sersem bir gülüş sıçrayıp sinemde çatlarken, “hiç yaşayasım” gelmiyor. Eğlenmelik olduğunuzu hatırlatıyorsunuz bana, her damla alkışta. Biri kalkmış fatiha okuyor, ardından salavât getiriliyor. Cenazesi var bu dünyanın. Kutlaması en ucuz fiyata! Ve bahisler, son oyunda!..
Etrafımda ateş böceklerinin sökülmüş yaldızlı etekleri. Gecenin sonuna düşmüş nefesimi zor toparlıyorum. Güneş patlıyor kalbimde, “kalbim de”. Yırtılıyorum içimden, kopuyorum sonsuza.. Sonsuz’A..
Ve seni görüyorum, caddemin şuursuz müziklerinin ulaşamadığı kaf dağında. Sana gülümsemek geliyor içimden, herşeyi unutuyorum. Böyle acınası bir hal ile, seni anımsıyorum aklımdaki depremlerin ortasında. Sen de biliyorsun kan kayramını. Ve hiçbir bıçak kesmezken beni, gördüğüm yerden seni, tam gözlerinin içinden, tam işte, tamam, bittim artık dediğim yerden, geçince seni, kesiliyorum…
Adı kurban mı?
Adı bayram mı?
Adı ah mı?
13 aralık
Herşey bu yaşıma kadardı, tüm hayatım.. Bundan sonrası ALLAH’ın.. Nasıl bitermiş solukların ahlaksızca alınıp pazarlığa sunulduğundaki zaman, deli sözü akla yatmaz ya, kalbinden, bir nefeslik geçir beni. Zümrem yakutlar silsilesine yürek eğmişken, gaddarlığın iliklerinde merhamet filizi bıraktıysa da gün görmemiş ağıtlara yırtıldı. Bilirdik kumpasların akıl babaları, alçaklıktan doğma faşist bir köpeğin tohumu. Hayır hayır, onların ucubeliğinde kusur yok, dansöz çıplak şehvet kokusunu yayarak oynayacaktır elbet…
14 aralık
Fetret devri geçecektir, tıpkı ilizyonistin sahnesini tamamlayıp evine yöneldiği gibi. Bizim hanenin köpekleri boşuna ürümez, ya yılan görmüştür ya düşman! Ve bizim sokağımız filistinden farksız, /onlar/ ha israil olmuş, ha kancık! Ama gör ki; ölmek bir intihar kadar yakındı.. Sabretmek; sırat kadar zor..
17 aralık
Beynim kelimelerimi uyuşturuyor, şimdi narkoz kokuyor her cümlem. Ama yine de yazacağım, sayfalar kaldıkça.. Vuslat türküsünü ağzımdan çıkarmayak bu hayat, her nağmesinde sen varsın. Bu çıplak a c ı portresi hangi hüznün göçebesi? Sanırım yoruldum, durduruldu kanım. Laçkalaşmış devirde sakın ardına dönme, geçmiş zaman yarına zehr olur. Kucağımda setrolmuş kasım izdihamı hicapolurken, beni yalınayak aşka düşmüş görünce ağlama.. Büründüğüm sır, ibrahimlerin laçin duvarlara yaslanarak ağladığı sebeptendir. Korksam da, birgün öleceğim, alışmak zorundayım/zorundasın..
21 aralık
Şimdi tutup yürüsem geçmişin yanık izinden, zaman öksüz ellerime yanık bir sigara tutuşturur en derinimden. Geziyorum, doğduğum evi, büyüdüğüm yeri. Avlumuz büyük, uzun zaman ardından 20 yaşımdan terkolmak istiyorum. Koşuyorum, harımların/duvarların yanına doğru. Annemi görüyorum, elleri tapıkların/tezeklerin yarısını bitirmiş olmanın rahatlığıyla biraz daha hızlıdan koyuluyor işine. Harımlar tezek kokuyor, annem gül.. Çocukça zihnimle sorulara yoruyorum dilimi, annem gül, her birini yorularak cevaplıyor. Annem gül kokuyor.. Bir anda duvarların en sağında, tek odalı mutfağımızda buluyorum kendimi, sofra kurulmuş, kardeşlerim, annem ve diğerleri.. Tarhana çorbasını kaşıklarken, tek bir tabakta onlarca kaşık sesi berekete davet ediyor çorbayı, annem gül kokuyor.. Güneş köyümün en güzel manzaralı evine doğuyor, yanımda kuzenim, önümüzde civcivler. Kuzenimi çok seviyorum, o da beni.. Bir anıya dönüşüyoruz, yalınayak çocukluğumuz ve gökte uçan-kaçan herşeye, “halama selam söyle” çığlıklarıyla sesimiz her canlının kulağına gidiyor.. Halam bizi özlüyor.. “Gurbet” diyor dedem, “yirmi beş senelik gurbet” diyor ve bir tesbih tanesini daha çekip bırakıyor efkarla.. Hiç büyümedim.. Aynıyım.. Ve bir bayram günü, annem pantolonumuzu giydirmiş bizi hazıretmişti, kadifeydi hatırlıyorum, kız kardeşimle aynıydı.. Gökten korkardım, “al basmasından”, korkuturlardı işte ve hep döşeğimi ıslatırdım, çocuktum işte.. Annem gelirdi gülerek, kızmazdı hiç, daha bi severdi, birşey demezdi.. Annem hep gül kokardı.. Ellerim titriyor, hiç amansız hastalığa tutulmamıştım, harımlar yıkılıyor, yollar gidilmek için uzamıyor, bir telaşla, “hadi uyan” deniyor.. Biri ellerimi tutuyor, “bu çocuk ölmemiş” diyerek.. Annem geliyor gül kokularıyla, “aşktan ölünmez, doğulur” diyerek ilk defa azarlıyor. Annem aşk kokuyor. Açıyorum gözlerimi bir anda, mecnunluk alameti arayanlar kalb hizasında hatim türetmiş yetimlerle konuşuyorlar. 20 yaşındayım, sanki doğmamışım, sanki sigara kadar tükenmişim… Aralık zamanındayım, gül kokan kadınla beraber sana anlattıklarımı gökyüzü dinliyor. Şimdi tefekkür et her bir sözü, sonra gel bana dök içimi.. Yak beni, yak kendini..
Her kim vurulmuşsa alnından, sayılmaz mı şehid tahtından..?
Ha vurulmuştur cehpesinde aşkın, yıkanmaya bakılmaz kalbi
Ha bir sıkımlık kurşundan yatmış, dokunmaya kıyılmaz kalbi
SEVDE YARDIMCI 2010
Mahşer Sokağı
Ve ölürüm, onca yetim telef olur bu fani ellerde. Ölüm hangimizi öper dudağından TufeyL? Azrail kanadından yaratılmadı tenimiz, duygu feryadıma melekler ne diye kanat çırpar!
Ve sen/ben ölür. Ben/Sen olur. Dünya kavrulmuş ateş parçasına döner durur. Ve HAŞR.. Emrini Sûr’un son notasıyla heceler. LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDUN RASULULLAH.
Toplanır arz da hesaba bakmaya heybeti kırılır arşın. Ağlaşır melekler, peygamberler aff kapısı gezer ve insanoğlu çırılçıplak günahıyla boynundaki yılanla eş değer!
Bir an, gözler kamaşır, o nûr tanesi bir aşktır. Alem yaratılışını soracaktır, HZ MUHAMMED MUSTAFA s.a.v. Diye bayılacaktır..
Ademin her evladı hesap havliyle koşacak. Melekler set kurmuş Hz MUHAMMED’i saracak…
Seninle iki büklüm, iki bedenden bir can, bir candan binlerce yetim olarak dağıldığımız yerden birleşeceğiz mahşer sokağında. Bu etraflı azap korkarım değer mi saçlarına TufeyL? Benim ah’ım yetimlere zelzele iken Sen artık canını yakma TufeyL..
Bir merhamet, bir nida, kısık bir acıyla yanıyor ciğerim. TufeyL! Gel bu devran hesabı zordur. Akranlarımızın çilesi çoktur. Bize verilsin cümle tacı cennetin. Gözümüzde sade bir EKBER. Sade bir AŞK. Ve sade bir ölümle ALLAH AZZE VE CELLE..
SEVDE YARDIMCI / HuvEne.wordpress.com
15/08/2010
Fakir bir sevdaya sabırlı bir ah düşünce

Fakir bir sevdaya, sabırlı bir âh düşünce…
Kaçıncı zamanda olursan ol, ağır bir yaraya sen gibi sevdalı lazımdı bana. Kan aktıkça, gülümseyebildiğim. Sarı saçlı kızın buklelerine parmaklarımı değdirebildiğim kadar masum olmak istedim. Her adımımda zehirli bir hançer sokuldu. Sana ulaşmayı -denemek- yetersiz kalır. Sana geldim dediğim her vakitte, biz’li öznelerden düşmek nedir bilemezsin…
Yere her çakılışımda, günlerce kendime gelemezdim. Seni bulmak için, dikenlerimi de yedim. Dilime batmadılar. Gül sana benzemez miydi? Senin dikenlerin yoktu. Ve kan akıttığım saatlerce sana damlardım. Vücudumdan çıkan ağrılar değildin. Gözlerimin değdiği yerler kan gölüne dönüşürdü. Ve depremler sen ağlayınca başıma üşüşür, kalbimi yerinden katlarca aşağıya düşürür sonra yine asırlarca suskuya dönerdi hüzün yanım…
Annenin bahçesinde toprak olsam yeter-di bana. Evin tek gülü sendin. Uykusuz kalmayı, secdelerde seni ağladıkça, biz’e doyuyordum. Cümle kurmasını bilmeliydi bir insan. Gül yüzünü gördüklerinde kim konuşabilirdi ki, ben dilleneyim? Hele ki gözlerin vardı, eylüllerin baharı ertelettiği. Sonra baharın seni görmek adına ne zahmetler çektiğini ve haberlerini zemherinin sonunda aldığını…
Seni kime sorsam, ellerinde bir titreme başlıyor. Yıllar geçmişti. Yüzümdeki toprak kokusuyla gülüme kavuşmaya geldim! Hadi annesinin tek gülü! Aç pencereni seni kanımla büyütmeye ve tohumlarımızı gölgemize savurmaya geldim. Aç pencereni, kokunu özledim…
Açılmıyordu. Perdelerde en ufak kıpırdama yoktu. Taşlanıyordu gözlerim. İçine derin acılar salıyorlardı. Yine biz’den düşmek istemiyordum. Haydi cân! Haydi gül! Haydi, aç kollarını. Dikensizliğinle sar. Asırların ayaklarına dolanası ruhum! Ah seni kaybettim. Ahsen’i/güzeli/ yitirmekle ayıp ettim…
Yüzümdeki toprak kokusu eksiliyordu. Kana bulanıyordu gördüğüm her yer, attığım her adım. Zehirleniyordu gölgemin sakinleri. Âdemoğlu, toprağına dönemiyordu. Dönemiyordum varlığıma! Sen yoktun! Gül yoktun! Ve düştüm yine biz’den. Gül kokmuyordum. Acıyordum, sağırlaşıyordu bütün güzellikler. Seni anlatıyordum bilinçsizce…
Mecnunluk alâmeti sanıp, ellerimi öpüyorlardı. Yaşamıyordum! Gül kokuyorsun diyorlardı-ruhum duyuyordu-. Biliyorum ki, bedenim yasını tutmak için yaşıyordu. Gül kokuyordum. Sen olmuştum…
Sen olmayınca ben, sana dönüyordum. Tutuklanıyordu birer birer ahlâklar. Kelepçelenmiş bir sevdalıyı ince bir âh bekler. Ömrüm zindanda geçse ne fark eder! Sen, olmuşum/ölmüşsün/ bu yeter!…
Gül. Ruhumu aldırdığın gibi, ruhunu da aldır kavuşalım. Katbekat biz’e artalım. Hasretin son damlasını da içirdik sarı kızlar-ımız-a. Kestane rengindeydi saçları. Ve kan, damarda kalmadı. Gül… Haydi aç ruhumu beni de aldır!…
16:44 20-10-2008
SEVDE YARDIMCI
Şairin dilinde sev-mek II
Sevmek diyordu şair. Ve secdelerce işliyordu aşkını. Çünkü kolay söylenilebilinecek olan değildi “seni seviyorum” demek. Hakkını veriyordu sevginin, seni seviyorumlarının…
Dualar yetişiyordu zincirleme sevda sokağına. Ve yıldırımlardan taç yapıyordu gök kendi saçlarına. Rahmet öpüyordu son baharı. Her damlasıyla iniyordu harfler “oku” emriyle. Ve şairi dinlemek düşüyordu kalbe.

Aşk'ça birşeysin SEN
“Lâlliğimi gözlerine dillendiren bir bahar kadar sevda büyüttüyse Rahman, o zaman kaldır kaşını, uyutsun gözlerin sancılarımı…
Gelmenin ayaklarına prangalar takmışlar. Senin gitmelerine kendimi zincirlesem yine de gider misin? Fetihlerden çıkıp gelişin, beni hangi savaşa hazırladığını bilişimeydi! Varlığınla doyuramayacak olursan yokluğunu, ayrılığın dilini keselim n’olur! Ve gidecek olursan bir gün, ardında bir bahar bırakma sensiz!
Seviyorumlarımı biriktiriyorum!
Geleceğin güne ve sana!
Sevdamı alnıma dayarım, uzun rüyalara, uyanmamak üzere dalarım…”
Allah rahmet eylesin
12:08 02/12/2008
SEVDE YARDIMCI
TufeyL… Diriliyorum…

TufeyL
Acıdan anlar mısınız? Şayet anlamak isterseniz, tıklayın ve dinleyerek okuyun…
Aşk’ı o’nda görselerdi
Bedenlerinden sökülürdü ruhları.
Yüzü, haramlara karanlık kalan Tufeyl!
- Onu anlatmamı istiyor musun hala?
- Evet!
- Kanarsan? Bak bağrı delikleri bilirim. Tutamazsın kendini ve ben de tutamam seni. O’ndayken “ben” olamam. Anlat dersen, düşmeye de, acımaya da, hazırım ve tutmasan da olur dersen, bu gece O’ndan çıkmayacağım. Bir şehidin kanını içireceksin tekrardan!..
Yoksun, yokluğunla öldürüyorsun…
Annemden sorma halimi. Babamın gözlerine bakma. Ablamın gönlündeki sen’i bilme. Ağabeyimin kan kardeşi sendin değil mi! Ve ö l ü y o r u m / d i r i l i y o r u m. . .
SUS/tum Tufeyli. Seni okuyanlar bizi ÂŞIK sanacak. AŞK mıydın Tufeyli? Bilmiyorum ki. Bazılarına göre hüsn-ü derdim, bazılarına göre sırdaşım, bazılarına göre tekizim. Neydik seninle Tufeyli?
Kıyamete kadar sus/alım. Bilmesinler! Seni Seviyorum Tufeyl!
SEVDE YARDIMCI
2.yıl hüzn-ü şerifesi
Şairin dilinde sev-mek I
Bir mahremin en sır dokusunu kalbe işlemiş, sultani hissini yaşatarak gözlerine iliklediği bir zemherinin, bahara gebe kaldığını müjdeleyen bir mutluluğun, hayallerinin düşük yapacağını bildiği halde umudunu kıtmirin boynundaki halkaya bağlayıp, iki elini de secdeye dayayarak acizül azamlığı beraberinde dergâha yanmak edasıyla cümleyi tamamlayıp, şairin kokusunu dudaklarına indirgemiş bütün suskuları, ellerinden öperek içmek en masum düşlere tekrardan doğmak değil midir?
Kahpeliğe doymamış olsa da kâfir, kan krizi geçirmeyen kadar, kalp atışını şairin ruhuna geçip de hissedememektedir nasipsizliği. Ve sevmek olur adı. Yaşamak ve ölmek. İlk üç hanesinde ölümle şereflenen, geriye kalanın ise yaşamakla anlamlanan iki kefeli adalet terazisinde gülümsemeli sevdâya. Yaşaran saç tellerine inat, koyu bir geceyi, gencecik yaşamaktır, sokaklarda tir tir titreyen ayaklarına rağmen koluna taktığın hüzün ile yürümek…
Ve işte burada başlar bütün bitmeler. Son bulunan her şeye ise en güzel başlangıçtır! Seviyorumlarla koşulur. Korkak bakışları, soluk soluğa kalmış bir nefese, “seviyorum” demektir güzelleşmek. Kusursuz bir inceliğe, hatalı acizlik emanet ederek ellerini kalbine dayamaktır. Ve sevgilinin omzuna baş düştüğünde, uçurumları küçülten büyüklüktedir o an. Dinleyicilerin kulaklarındaki anlayamamazlık payı, dillerine dökülür saatler sonra. Ve konuşulur artılıp, eksilip, tartılıp. Kimse görmeyi bilmez o vakit. Çünkü sevdalılar göz önünde değil, gönül ardında buluşur. Şahitleri acımasız sözler değil, Hakk’ın izninin olmasıdır. Kabre tek kişi girilir. Sevgi tektir, şairle beraber tekilleşmiştir!
Allah rahmet eylesin
SEVDE YARDIMCI
22:34 01-12-2008
Kara-m-bole
Masallarımız cinayetlerle son bulurken ne kadar anlamsızdı mutluluk, öylesine aldatılmıştık ki acıların acısına mutluluk hayali yapıştırıp beklerdik. Gelmeyeceğini bağıra bağıra söylerdi zaman. inanmıştık ya, mutluluk beklerdik ya, kanımıza kadar yazılmıştı hasret…
Bir gelen ikiyle gitmezdi. Adımızın ilk harfini yüreğine nakışlayanlarda gördük zelzeleyi, buna rağmen inandık. Oysa söylemişlerdi,
“senden çiçek açmaz cehennem gülü!”
Sen birlikten doğdun
Herkes yerini bilecekti gayri. Ne toprak suya karışacaktı, ne yağmur buluta. Kuraklaşacaktı hane-i gül…
Toplanmamak üzere sertleşecekti dikenler, gözlerime sinmiş hüzünden bir aşk verilecekti tenime. Tenden de aşktan da geçilecekti o vakit.
Bir başkadır öksüzlüğü insanın, böylesi yarımlaşınca…
Bir başkadır öksüzlüğü insanın, böylesi yarımlaşınca…
Aslına bakıp itiraf edesi gelir herşeyini, bir de gerçekleriyle yutası. Kusmuğu dahi hayâlin köşklerinde kıvranıp, can hâvline düşmüşken hangi huzuru söz tüketir? Elbet güzelliği vardır çekilen ıstıraba sabır takılan. Bir de acısı vardır ya, tam ruhundan alır kanını şahın…
Ne kırgınlıktır ki göz gözü görmez de, can cana titrer bir adım gitmeye. Çığlık yutana sorulur mu yaşam sevinci? Ama öyle bir hâldir ki, odalar kireç tutmaz, hasretin ağrısı duvarların yüreğinden fışkırır nem edasıyla…
Rutubetli kalplerin hangi yönünde izmarit söndürürsen o kadar acısızdır sukuta kesilen emirleri. Kılıcın kestiğine akbabaların ortakçı olduğunu biliriz de yılanın ihaneti aklımızda kalmışken, unuttuğumuzdur leş yiyici…
Hürmet ehline veda öpücüğü kondurmadan gitmesi ne zor viranemin. Hâl ehlinin sırrına erişilemediği gibi, gidemeyişimizin tek sebebidir “ahşk”. Şeytanımıza karşı çaktıkları çivileri fuhş esareti kazımışsa umarsızca, minareleri sökülüyor ezanlarımızın /duymuyoruz/”hıristiyanlaşıyoruz”…
Bre heybet! İki kaşın arası kıyameti yolduysa saçlarımızdan, kapı dışarı edilmiş bir yetimden daha feryaddır sesimiz. Arzu hâldi, kırbaç yemiş kalplerimizde bir ekmek kırıntısı umudu cesaretimiz. Göğe dilenci gerekmeyeseymiş, havva hiç(!) adem oğlunu rahmine kabuletmeyecekmiş…
Öğüt alıp, yâr sözü himmet oldu yaşımıza, ne kan gördük ne belâ! Musibet, şeytandan daha evlâ! Başımızda cümle taç kırıldı aynalar sokağında, düş-mek, sinâ dağından emanet kaldı fiilerimize. Oysa demişlerdi, “Nuh tufanı gelmeden geliniz/dönünüz”…
Bir avuç dolusu iman(!) kalbiyatımda ve bir beden ağrısı korkaklıkla hangi cihada bayrak taşıyayım. “Bir başkadır öksüzlüğü insanın, böylesi yarımlaşınca…” Nebiler ve Rusuller huzurunda çorak bir dilenciye mi kaldı dava!
Hayâdan ve kahrdan asırlarca ibreti kainata tefekkürdüm ben, nil derinliği firavun resminde…
Vah ahir zaman… Düşürdüğün/düştüğüm hâllere bak! /HALÂ/ Hidayet istiyorum “emrolunduğu gibi dosdoğru ol” üzerine. Hirânın gözleri yaşlı bir belâ, figandan kalbiyatımda kalmadı süveyda! Ah ölmesini bilemedim, bir avuç imanla…
SEVDE YARDIMCI 27 HAZ 2010
doğum
Daha dünden sancıları düşerken annenin rahmine, ağlamıştı taşıdığı can’dan için. Yalnızlık ağır bir kelimeydi, annenin bastığı toprak titrerdi.
Sen ağlardın, annenin göğsünden kan gelirdi… Doğmadan yazılmıştı aşk sana. Bu yazgıyla yargılanırken çocukluğunun en acı evreleri geçti gözünün önünden…
Biri vardı sokakların ötesinde, isimlerin gizinde, senin içinde… Biri vardı gözlerinin perdesinde, ilklerin ertesinde, yarım düşler sahnesiyle…
Annenin göğsünde yiterdi gözyaşların. Bitmek bilmezdi aşk’la doğanların kışları. Sen ağlardın, melekler Rabbe feryad ederdi.
Semanın hüznü adın olmuştu, kaç hayalden kalbin boş dönmüştün..
Sana gel diyorum, göğsümde kırkıncı çile sabahının asırları kırıldı!
DEVAM EDECEK..
23:54 15/06/2010 + 4 mayıs 2010








SON YORUMLAR